Vedat Özçelik, Dünya ve Türkiye lastik endüstrisinin dönüşümüne yalnızca tanıklık eden değil, bu dönüşümün yönünü belirleyen isimlerden biri. 1987’de Goodyear’da başlayan kariyeri; sahadan strateji masasına, kaplama tesisinden küresel markalara uzanan çok katmanlı bir yolculuğa dönüştü. Bu özel söyleşide Özçelik, lastiğin ötesine geçen hikâyesini ve sektörün dününü, bugününü, yarınını anlattı.
İlk profesyonel iş hayatınız Goodyear’da Kamyon Lastikleri Teknik Temsilcisi olarak başladı. O günlerin çalışma şartları nasıldı?
Bu soruya yanıt vermeden önce bir adım geriye gitmek isterim. 1987’de Goodyear’da işe başladığımda Türkiye lastik sektöründe üç ana oyuncu vardı: Goodyear, Lassa ve Pirelli. Pazarın neredeyse tamamı bu üç marka arasında paylaşılırdı. Üstelik bu şirketler yalnızca sektörde değil, Türkiye sanayisinde de lokomotif konumdaydı; en büyük 50 sanayi kuruluşu ve en çok ihracat yapan ilk 20 şirket içinde yer alırlardı.
Böylesi güçlü yapılarda çalışmak başlı başına bir prestijdi. Benim görevim, kamyon lastiği pazarında hâkim olan konvansiyonel ürünlerin yerine dünyada yeni yaygınlaşmaya başlayan radyal lastikleri tanıtmaktı. Goodyear bu amaçla sekiz kişilik bir teknik ekip kurmuştu. Ben de İskenderun, Gaziantep ve Antakya hattından sorumluydum.
Radyal lastikler, doğru kullanıldığında kilometre başına maliyeti ciddi biçimde düşürüyordu. Ancak beraberinde daha hassas bakım gereksinimleri de getiriyordu. Biz de tulumlarımızı giyip filoların garajlarında lastik basınçlarını, diş derinliklerini ölçüyor; elde ettiğimiz verilerle yöneticilere rehberlik ediyorduk. Sahadaydık, birebir temas halindeydik.
Şartlar bugünkü gibi değildi. Kartal marka araçlarımız vardı; klimasız, yaz sıcağında direksiyon tutmanın bile mücadele sayıldığı günlerdi. Güneşlik lüks kabul edilirdi. Ama yaptığımız işin anlamı tüm zorlukları unuttururdu.

“MOTİVASYONUM HİÇBİR ZAMAN PARA OLMADI”
İlk işinizi kurma motivasyonunuz neydi?
Hiçbir zaman temel motivasyonum para kazanmak olmadı. Bugün de değil. Yaklaşık 40 yıllık meslek hayatım boyunca beni ayakta tutan şey; üretme, farklı olanı deneme ve değer yaratma isteği oldu.
Mesleğimin ilk yıllarında Adana’da büyük bir nakliye firmasının lastik kaplama tesisini görmüştüm. Radyal lastiklerin doğru yöntemlerle iki hatta üç kez kullanılabildiğine tanık oldum. Bu tesis bende derin bir iz bıraktı. “İskenderun’da neden olmasın?” diye düşünmeye başladım. Elimde sermaye yoktu ama içimde güçlü bir kıvılcım vardı.
Hayat beni İstanbul’a taşıdı. Fikir zihnimde kaldı. Sonra Mardinli amcamla bu hayali paylaştım. Aynı dönemde Goodyear da Tatko’dan bir kaplama tesisi kurmasını istiyordu. Amcam, Tatko’ya rakip olmak istemediğini söyleyince Tatko’nun kapısını çaldım. “Bu işi ben yaparım” dedim. Karar hızlı alındı.
O gün hem Tatko hem benim için bir dönüm noktasıydı. Yalman Ailesi ile kurduğumuz güvene dayalı ortaklık, 34 yılımı kapsayan eşsiz bir yolculuğa dönüştü. Bu sadece bir iş değil, sektöre karşı üstlenilmiş bir sorumluluktu.
DONANIM, TEKNOLOJİ VE ZAMANIN HIZI
Bugünün iş dünyasını, geçmişle kıyasladığınızda nasıl değerlendirirsiniz?
Sadece lastik sektöründe değil, tüm alanlarda baş döndürücü bir dönüşüm yaşanıyor. Eskiden değişimler yıllara yayılırdı; bugün aylar, hatta haftalar yeterli.
Bizim kuşağımız, evlere giren ilk teknolojik ürünlere tanıklık etti: televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi… Sonra bilgisayarlar, çağrı cihazları, cep telefonları geldi. İlk yıllarda günlük raporlarımızı karbon kâğıtla çoğaltır, zarfla merkeze gönderirdik. Bugün ise yapay zekâdan söz ediyoruz.
Son 15 yıldaki değişim yalnızca teknolojik değil; üretim, yönetim ve tüketici alışkanlıklarını da kökten etkiliyor. Üstelik bu dönüşüm jeopolitik dengelerle birlikte ilerliyor. Japonya, Kore, Çin artık yalnızca üretici değil; teknoloji geliştirici ve pazar belirleyici konumda.
LASTİK SEKTÖRÜNÜN YOLCULUĞU
Türkiye’de sektöre giriş yaptığınız dönemle bugünü nasıl karşılaştırırsınız?
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de kayıtlı araç sayısı birkaç binle sınırlıydı. Asıl gelişme 1960’larla başladı. Yerli sanayi grupları yabancı ortaklıklarla üretime geçti. 1970’lerde ise yüzde yüz yerli sermaye devreye girdi.
2000’lerle birlikte Özka, Kolsan gibi firmalar özkaynaklarıyla üretim tesisleri kurdu. Bugün Afyon’da yeni yatırımlar konuşuluyor. Çinli üreticiler pazarı yakından izliyor ve kalıcı olacaklarını düşünüyorum.
Tüm bu gelişmeler lastik endüstrisinin üretim ayağını oluşturuyor. Bir de Türkiye’nin kendine özgü bir durumu var. Bu kısmı ikiye ayırmak gerekir: Gümrük Birliği öncesi ve sonrası. 1996 Gümrük Birliği öncesi, Türkiye kapalı bir pazardı. Üretici olmayan markaların pazara girişi çok sınırlıydı. Fakat Gümrük Birliği ile birlikte Türkiye dünyaya açılıyor. Bununla birlikte sektör renklendi, çeşitlendi. Dağıtım kanallarının değişimini destekleyen de bu oldu. Türkiye’nin rekabet hukukunu benimsemesi ve ilgili kurumların kurulması da bu dönüşümü destekleyen ikinci büyük adım oldu.
Bu iki lokomotif – Gümrük Birliği ve rekabet hukuku – sektörde köklü bir değişimin önünü açtı. Artık Türkiye’de yüzlerce marka var. Tek markalı, sınırlı sayıda oyuncunun olduğu kapalı bir pazardan; çok markalı, rekabetçi ve dinamik bir sektöre geçtik. Bugün çok markalı bayilik modeli sektörün temel dinamiği hâline geldi.
TÜRKİYE’NİN İLK ÇOK MARKALI PERAKENDE EKOSİSTEMİ
Geçmişte tüm satış noktaları birkaç bin iken siz bugün milyon adetlerde binlerce noktaya tedarik sunuyorsunuz. Türkiye’de ilk diyeceğimiz iş modelinizi bu anlamda değerlendirir misiniz? Bu iş modelinin Tatko için etki ve anlamı ne oldu?
Tatko yolculuğum 1991 yılında Yalman Ailesi ile kurduğumuz lastik kaplama firması TATKAP ile başladı. O günden bu yana lastiği yalnızca ticari bir ürün olarak değil, gelişmesi gereken bir sektör olarak gördüm. Yurt dışı seyahatlerimde ve fuarlarda edindiğim her gözlem, “Bunu biz nasıl yapabiliriz?” sorusuyla birleşti. Para kazanma hedefinden çok, sektörde eksik gördüğüm alanlarda sorumluluk alma duygusuyla hareket ettim. Kaplama malzemelerinden iş makinesi lastiklerine, ardından yeni lastik satışına uzanan bu süreçte, ihtiyaç gördüğüm her alana yatırım yaptım.
SADECE BİR ŞİRKET HİKÂYESİ DEĞİL...
Zamanla Türkiye’deki lastik perakende yapısının dünyadaki örneklerin gerisinde kaldığını fark ettim. Üretici olmayan, çok markalı ve bağımsız bir perakende modelinin eksikliğine inanıyordum. Zor ama gerekli olan bu yapıyı hayata geçirdik. Tatko, Türkiye’nin ilk üretici olmayan çok markalı lastik perakende kanalını kurdu. Bugün LastikPark başta olmak üzere HerLastik, LastikVs ve Lastik Ustam markalarıyla ülke genelinde hizmet veren güçlü bir ekosisteme dönüştük. Bu başarıyı yalnızca bir şirket hikâyesi değil, Türkiye’de lastik perakendecilerine yeni bir alan açan ortak bir dönüşüm olarak görüyorum.
GELECEK, ELEKTRİKLİ ARAÇLAR VE YAPAY ZEKÂ
Otomotiv teknolojilerinde artık elektrikli araçlar, otonom sürüşler ve yapay zeka kullanımı başrol oynuyor. Lastik endüstrisini bu anlamda nasıl konumlandırırsınız? Sizin fikirleriniz ve Tatko’nun pozisyonu bu noktada ne olur?
Temelde bir otomobil yedek parça tedarikçisiyiz. Ancak bizi sektörde farklı bir noktaya taşıyan çok net bir özelliğimiz var: Otomobil yedek parçası alanında faaliyet gösterirken, aynı zamanda güçlü bir dağıtım ağına ve tabelalı perakende yapılanmasına sahip olan tek oyuncuyuz. Bu yönümüzle yedek parça sektöründe, kendine özgü ve müstakil bir endüstri yapısı oluşturduğumuzu söylemek mümkün. Otomotiv sektörü, tarihinin belki de en köklü dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu değişimden en hızlı etkilenen alanların başında ise lastik ve yedek parça grupları geliyor. Araçlar artık yalnızca birer ulaşım aracı değil; yazılım temelli, aküyle çalışan ve mobilite ekosisteminin bir parçası olan sistemlere dönüşüyor.
Söz konusu dönüşüm, çok katmanlı bir yapıya sahip. Hem coğrafi hem de teknolojik boyutları bulunuyor. Bir yanda Çin’in küresel sanayideki yükselişi dikkat çekiyor. Günümüzde dünya sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 30’u Çin’de gerçekleştiriliyor. Bu oran, Amerika ve Avrupa’nın toplam üretimini geride bırakmış durumda. Çin artık yalnızca “dünyanın fabrikası” değil; farklı coğrafyalarda tesis kuran, doğrudan yatırımlar yapan küresel bir sanayi gücü konumunda. Önce Asya’da başlayan bu yayılım, bugün Avrupa, Amerika ve Afrika’ya uzanıyor.
DÜNYA ARTIK “BATI SANAYİSİ” İLE DEĞİL, ASYA SANAYİSİ İLE ŞEKİLLENİYOR
Küresel üretim dengeleri artık Batı merkezli sanayi anlayışıyla değil, Asya’nın belirleyici olduğu bir yapı üzerinden şekilleniyor. Otomotiv sektöründe de tablo son derece net: Çin, elektrikli araç üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini tek başına gerçekleştirirken, batarya teknolojilerinde de açık ara liderliğini sürdürüyor. Tüm bunlara ek olarak, tüketim alışkanlıklarında da belirgin bir kırılma yaşanıyor. Buna paralel olarak yeni kuşakların otomobil algısı da değişiyor; araç sahipliği yerini paylaşım ekonomisi gibi alternatif modellere bırakıyor. Tatko olarak bu büyük dönüşüm sürecinde hedefimiz, yalnızca uyum sağlamak değil; değişime yön veren, çevik ve vizyoner bir yapı olarak konumumuzu güçlendirmek.
2027’DE TATKO’NUN 100.YILI KUTLANILACAK
Tatko’nun geleceği ile ilgili nasıl bir yol haritası çizdiniz?
2027’de hem Tatko’nun kuruluşunun hem de lastik işine girişin 100. yılı kutlanacak. Bu tarih, bir son değil; gelecek yüzyılın başlangıcı olarak görülüyor. Bu nedenle temel hedef, başarıyı sürdürülebilir kılmak. Bunun anahtarı ise girişimci, yenilikçi ve kalıcı bir kurumsal kültür oluşturmak ve bu kültürü yeni kuşaklara aktarabilecek bir yapı kurmak.
Son yıllarda organizasyonel dönüşüm hız kazandı. Şirket, ticari lastikler ve tüketici lastikleri olmak üzere iki ana yapı altında yeniden kurgulandı. İki genel müdürlü bu modelle daha çevik ve odaklı bir yapı oluşturulurken, kurucu liderlik strateji ve uzun vadeli vizyona odaklandı. Bu dönüşüm, yurtiçi ve yurtdışında yeni fırsatların da önünü açtı. Kazakistan, İngiltere, Dubai ve Irak’taki faaliyetlere Özbekistan eklenmeye hazırlanıyor. Kazakistan’da Michelin iş makinası lastiklerinde güçlü bir ortaklık kurulurken, Bridgestone’un binek ve kamyon lastiklerinde exclusive distribütörlüğü üstlenildi. İngiltere’deki yapılanma ise hem dağıtım hem de dijital perakende alanında büyümeyi sürdürüyor.
Yurtdışındaki en stratejik adım ise Londra merkezli T2 Global Limited oldu. Arexa markasıyla üretim ve küresel dağıtıma odaklanan şirket; Amerika kıtası, Avrupa, Orta Doğu ve diğer pazarlarda büyümeyi hedefliyor. Fulham FC sponsorluğu ise Arexa’nın global bilinirliğini artırmaya yönelik önemli bir hamle olarak öne çıkıyor.
YAPAY ZEKÂYI ETKİN KULLANANLAR, OYUNUN KURALLARINI BELİRLEYECEK
Yaşamın her alanında yapay zekâ ile karşılaşan, büyüyen, eğitilen ve çalışan gençlere tavsiyeleriniz nedir?
Bugün yapay zekâ, yalnızca teknolojik bir yenilik değil; ahlaki, etik ve hukuki boyutlarıyla hâlâ üzerinde uzlaşılamamış çok katmanlı bir tartışma alanı. Küresel ölçekte Amerika, Asya ve Avrupa’nın farklı yaklaşımları bu alanın ne kadar dinamik ve belirsiz olduğunu gösteriyor. Ancak ortak gerçek şu ki, yapay zekâ insan yaşamını ve tüm sektörleri derinden etkileyecek. Önemli olan, bu dönüşümün nasıl yönetileceği. Lastik sektörü de bu değişimin dışında kalmayacak. Tatko olarak bizler, dijital teknolojileri ve yapay zekâyı süreçlerimize verimli biçimde entegre ederek sürekli ölçen, geliştiren ve katma değer üreten bir yapı oluşturmayı öncelikli görüyoruz. Bu alanda fark yaratan ve yapay zekâyı etkin kullananlar, gelecekte oyunun kurallarını belirleyecek.
Genç profesyonellere tavsiyeniz ne olur?
Doğru insanlarla yola çıkmak her şeyden önemli. Sıradan bir fikir, doğru ekiplerle büyük başarıya dönüşebilir. Merak duygusunu kaybetmesinler. Kimse, merakı olmayan birine bir şey öğretemez. Kariyer planlarken sadece “ne yaptığınıza” değil, “kiminle yaptığınıza” da bakın. Çünkü birlikte yürüdüğünüz insanlar, yolun kaderini belirler.









