Fakat dönüp bir etrafımıza bakalım… O kadar karıştık, o kadar ayrıştık ve o kadar ötekileştirdik ki birbirimizi, gidişat insanı ürkütüyor.
Birlikte yaşamanın o mozaiksel güzelliğinden, renklerinden ve birbirimize gösterdiğimiz hoşgörüden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz. Adaletin, samimiyetin, komşuluk hukukunun ve birbirimize olan güvenin zedelenmesiyle ahlaki bir erozyona uğrayan, dejenere olan bir toplum hâline geliyoruz. Kısacası, “biz” olmaktan çıkıyoruz.
Sakın ola ki, “Nasıl olsa sloganımız hazır; ezan susmaz, bayrak inmez, vatan bölünmez.” rahatlığıyla koltuklarımızda yayılmayalım.
Sağcısı ve solcusuyla, laiki ve dincisiyle, Kürdü, Türkü, Ermenisi, Arabıyla; Fenerlisi, Cimbomlusuyla; doğulusu ve batılısıyla biz biriz... Bu ülkenin her bir ferdi bir renk, bir zenginlik ve bu toplumsal ahengin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Eğer bu renklerimize sahip çıkmaz, ortak değerlerimizde birleşmezsek; o sloganların arkasına gizlendiğimiz ne varsa elimizden kayar gider. İşte o zaman ezanı da sustururlar, bayrağı da indirirler, vatanı da bölerler!
Peki, Nasıl Uyanacağız?
Uyanmak; sadece gözümüzü açmak değil, zihnimizi ve vicdanımızı harekete geçirmektir.
Dilimizdeki zehri temizleyerek uyanacağız: Sosyal medyada, kahvehanede, sokakta kendi gibi düşünmeyene hemen "hain", "öteki" ya da "düşman" etiketi yapıştırmaktan vazgeçeceğiz. Dilimizi nezakete ve müsamahaya ayarlayacağız.

Komşuluk hukukunu ve ahlakı ihya ederek uyanacağız: Kapı komşumuzun inancına, etnik kökenine, siyasi görüşüne bakmaksızın derdiyle dertlenecek; "komşusu açken tok yatan bizden değildir" medeniyetini yeniden masamızın ortasına koyacağız.
Adaleti ve liyakati sloganların önüne koyarak uyanacağız: Kürsüde vatan nutukları atıp, günlük hayatta kul hakkı yemeyeceğiz. İşimizde, ticaretimizde, insan ilişkilerimizde dürüstlüğü ve adaleti en temel bayrak yapacağız.
Sokakta ve tribünde kardeşliği hatırlayarak uyanacağız: Bir futbol maçında, bir otobüs durağında ya da bir esnaf dükkânında karşılaştığımız insanı bir rakip veya tehdit değil; aynı geçmişi ve aynı geleceği paylaştığımız bir "yoldaş" olarak göreceğiz.
Uyanmak; her şeyi devletten veya başkalarından beklemek değil, önce kendi kapımızın önünü süpürmek, kendi vicdanımızı sorgulamaktır.
Gerçek birlik ve beraberliğin toplumsal barıştan, ahlaki bütünleşmeden ve kuru sloganlardan değil; yürekten gelen bir “biz olma” sevdasından geçtiğini hatırlayarak uyanacağız.
Çünkü bu vatan, içi boşaltılmış sloganlarla değil; birbirine kenetlenmiş dürüst ve samimi yüreklerle ayakta kalır.
İşte o zaman; içimiz ferah, inancımız tam ve güvenimiz sonsuz bir şekilde, hep birlikte bağırabildiğimiz kadar haykırırız:
“Ezan susmaz, bayrak inmez, vatan bölünmez!”
VESSELAM










