Dumlupınar'da çatan sadece süngüler değil, iki ayrı kaderdir. Bir yanda haritalar üzerinde cetvelle vatan bölen kibir, diğer yanda "Geldikleri gibi giderler" diyen o sarsılmaz imanın ezelî bükülmezliği. Anadolu ki, taşından gözyaşı, toprağından sabır sızan o mahzun ana... O gün bağrındaki evlatlarını serpti Dumlupınar ufuklarına.
?Bir zafer ki, yalnızca bir askerî galebe değil; bir milletin ruhunu kaybettiği zannedilen o zifiri karanlıkta, Kocatepe’den ufka bakan bir çift mavi gözün şahsında kendi küllerini yeniden bulmasıdır. O sabah vakti ezan seslerine karışan top gürültüleri, bir ülkenin yalnızca toprağını değil, haysiyetini de müdafaa ettiğinin ilanıydı. Mustafa Kemal’in "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!" emri, mekanik bir askeri komuttan ziyade; asırlardır geri çekilen bir iradenin, son noktayı koyup tarihi kendi eksenine döndürme anıdır.
?Bizim milliyetçiliğimiz; bu toprağın altındakilerin mirasına hürmetle, üstündekilerin istikbaline duyulan o sarsılmaz sadakattir. Sakarya'da çekilen çile olmasaydı, Dumlupınar'da dökülen al kan olmasaydı, bugün altında nefes aldığımız bu ay-yıldızlı gölge bu kadar helal, bu kadar aziz olur muydu?
?30 Ağustos, teslimiyetin bittiği, kıyamın ebedileştiği yerdir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu vatanı bize hür bir yurt kılmak için canını feda eden o dilsiz ve isimsiz kahramanların
ruhu şad olsun. Al bayrak gökte dalgalandıkça, o gün yazılan destanın yankısı sonsuza kadar bu topraklarda çınlamaya devam edecek.










