Afrika kıtasındaki yaşamın odak noktalarını “ben biz olduğum için ben de varım" felsefesi kıta kültürünün merkezindedir. Bireysellikten ziyade ortak yaşam, yardımlaşma ve kabile/aile bağları hayatı ayakta tutar. Kırsal bölgelerde kadınlar tarım, çocuk bakımı temizlik ve su taşıma gibi temel sorumlulukları üstlenirler; bu durum çoğu zaman ağır ve meşakkatli bir fiziksel yük anlamına gelir. Kuraklık ve iklim şartları nedeniyle günlük su bulmak, kıtanın bazı bölgelerinde saatler süren zorlu yürüyüşleri gerektirir. Eğitim ve sağlık gibi imkânlara erişim eşitsizlik gösterir. Yaklaşık 54 farklı ülkeye sahip bu devasa kıtada yüzlerce etnik grup, binlerce dil ve rengarenk geleneksel sanat/müzik anlayışı örf ve âdet bulunur. Dini inanışlar geleneksel yapılarla harmanlanarak yaşanır.
Afrika'da bir birey olarak hayat sürmek ve kıtanın parçası olmak için bölgedeki toplumsal yapıya uyum sağlamak, yerel dillere aşina olmak ve zorlu coğrafi koşullara fiziksel/ruhsal olarak hazırlanmak gerekir. Kıtanın kültürü, bireyselci yapıdan ziyade ben değil biz bilincine, toplu hareketler hâkim.
Afrika'nın sömürülme tarihi, 15. yüzyılda kıyı bölgelerinde kurulan ticaret noktalarıyla ve özellikle köle ticaretiyle başlamış, 19. yüzyılın sonundaki Berlin Konferansı ile kıtanın tamamen paylaşıldığı vahşi bir emperyalizm çağına dönüşmüştür.
Afrika'ya Hücum ve Paylaşım (1884- 1914) Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa devletlerinin hammadde ihtiyacını karşılamak 1884-1885 yıllarında düzenlenen Berlin Konferansı ile harita üzerinde cetvellerle yapay sınır çizildi ve kıta İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve İtalya arasında paylaşıldı. Ağır Sömürü ve Yağma (20. Yüzyılın başında bölgelerde, kauçuk ve maden elde etmek adına yerel halka yönelik büyük katliamlar ve insanlık dışı zorunlu çalıştırma sistemleri uygulandı.
Afrika ülkeleri, II. Dünya Savaşı'nın ardından kıtadaki milliyetçilik hareketlerinin güçlenmesiyle 1950'ler ve 1960'larda bağımsızlıklarını kazanmaya başladı. Özellikle 1960 yılı, 18 sömürgenin bağımsız olması nedeniyle "Afrika Yılı" olarak anılır
Ama bugün Türkiye haricinde, kıtaya hala kullanma yararlanma sömürme gözüyle bakılıyor
Bir Afrikalı insan neye nerde ne zaman kavuşacak tam belli değil
Güzel olan Türkiye ve Türklere karşı derin bir saygılarının olması.!
Afrika’da "vahşi emperyalizm tüm gücüyle devam ederken, Batılı güçlerin ve küresel sermayenin, kıtanın yeraltı (elmas, altın, kobalt, petrol) ve yerüstü zenginliklerini insan hakları, çevre ve sömürü sınırlarını hiçe sayması düşünülmesi ve çözümlenmesi gereken bir durum.
1950 ler deki milliyetçilik hareketinin hızla ve artarak devam etmesi lazım










