TARİHİN EN KARANLIK SAYFASI: MORA’DA SİLİNEN İNSANLIK

Tarih, sadece kazananların yazdığı süslü cümlelerden ibaret değildir; bazen egemen güçlerin unutturmak istediği, üzerini kalın bir vahşet örtüsüyle kapattığı kanlı gerçeklerin ta kendisidir.

29 Haziran 2026 Pazartesi 17:21 - Güncelleme: 29 Haziran 2026 Pazartesi 17:21

Bugün Batı dünyasının “bağımsızlık mücadelesi” adı altında romantize ettiği, insan hakları havarilerinin ise görmezden gelmeyi tercih ettiği modern tarihin ilk büyük ve sistemli etnik temizliklerinden birini; Mora Katliamı’nı masaya yatırmak boynumuzun borcudur.
Gözümüzü çevirdiğimiz o topraklar, 1821 yılında sadece bir isyana değil, asırlardır yan yana yaşayan sivil halkların, sırf Türk ve Müslüman oldukları için haritadan silinme barbarlığına şahitlik etti.
Ancak bu acı gerçekle yüzleşirken, asıl iğneyi kendimize batırmak zorundayız. Biz, bu toprakların evlatlarına kendi tarihimizi ne kadar öğretebiliyoruz?
Bugün okullarımızdaki tarih müfredatını açıp baktığımızda, Mora’da yaşanan bu büyük insanlık suçu neden geçiştiriliyor?
Sayfalar dolusu kronolojik bilgi arasında, asırlarca vatan bildiğimiz topraklarda uğradığımız bu sistemli yok ediliş neden bir iki satırla kuşa çevriliyor, adeta unutturulmaya çalışılıyor?
Kendi evladına kendi mazlumiyetini, çekilen acıları anlatmaktan imtina eden bir eğitim sistemi, hangi şuurla nesil yetiştirebilir?
Neden korkuyoruz, neden çekiniyoruz? Batı dünyası "barış" ve "diplomasi" masalarında incinmesin diye mi kendi şehitlerimizin aziz hatırasını sansürlüyoruz?
Kendi hafızamıza uyguladığımız bu ambargonun sebebi, geçmişi unutup sahte bir küreselleşme rüzgârına kapılmak mıdır?
Tarih bilinci olgularla ve trajedilerle inşa edilir; eğer siz müfredatınızdan bu kırılma noktalarını çıkarırsanız, geleceğin entelektüelini de gazetecisini de tarihçisini de köksüz bırakırsınız.
Şimdi gelin, unutturulmak istenen o hafızanın tozlu raflarını aralayalım ve insanlık suçu tanımının tarihteki en somut, en vahşi karşılıklarından birine, o dönemin tarafsız şahitlerinin itiraflarıyla göz atalım.
Bir Gecede Yok Edilen Asırlık Hayatlar
1821 yılının Mart ayında, Filiki Eteria örgütünün kışkırtmalarıyla Mora Yarımadası’nda bir ateş yakıldı. Bu ateş, Osmanlı idaresine karşı siyasi bir başkaldırının çok ötesindeydi. Amaç nettir: Mora’da tek bir Türk, tek bir Müslüman nefesi bırakmamak.
İsyan başladığında yarımadada yaşayan 50 bine yakın sivil Türk nüfusu, adeta bir sürek avının kurbanı oldu. Kırsalda, köylerde korumasız yakalananlar hunharca katledilirken; can havliyle kale şehirlere sığınan on binlerce masum ise açlık, susuzluk ve ardından gelecek mutlak bir ölüm tuzağının içine düşmüştü.
Bu süreçte yaşanan iki büyük facia, insanlık onurunun nasıl ayaklar altına alındığının en açık kanıtıdır: Navarin ve Tripoliçe.
Navarin’de açlık nedeniyle teslim olmak zorunda kalan Türklere, can güvenliklerinin sağlanacağı ve güvenle tahliye edileceklerine dair namus sözü verilmişti. Ancak kalenin kapıları açıldığı an, o sözler unutuldu. Kadınlar, kundaktaki bebekler, yaşlılar silahsız bir şekilde yürürken isyancıların palalarıyla lime lime edildiler.
Asıl büyük kıyamet ise 23 Eylül 1821’de Tripoliçe’de koptu. Şehir düştükten sonra tam üç gün boyunca durmaksızın devam eden bir yağma ve soykırım çılgınlığı yaşandı. Sokaklar, boyunları vurulmuş, işkence edilmiş 30 bine yakın sivilin cesetleriyle dolduruldu. İsyancılar sadece öldürmüyor, arkalarında hiçbir iz kalmasın diye hamile kadınların karınlarını deşecek, çocukları duvarlara vuracak kadar barbarlaşıyorlardı.
Batı’nın İtirafçıları: "Orada Bir Ulus Yok Edildi"
Müfredatımızın satır aralarında kaybolan bu gerçekleri yazarken sadece kendi arşivlerimize de yaslanmıyoruz. O dönem Yunan hayranlığıyla (Filhellenizm) yanıp tutuşarak Avrupa’dan bölgeye koşan, ancak karşılaştıkları vahşet karşısında insanlığından utanan Batılı tarihçilerin ve subayların notları, bugün unutturulmak istenen bu Yunan zulmünün en büyük delilidir.
Bakın İngiliz tarihçi W. Alison Phillips o günleri nasıl aktarıyor:
"Mora’daki Türkler, arkalarında hiçbir iz bırakılmaksızın ortadan kaldırıldılar. Üç yüzyılı aşkın bir süredir orada yaşayan Müslüman nüfus, bir ay içinde tamamen yok edildi. Kadınlar, çocuklar ve erkekler acımasızca öldürüldü. Bu, bir bağımsızlık savaşı değil, vahşi bir imha hareketiydi."
İsyanı bizzat yerinde gözlemleyen İngiliz subay ve tarihçi Thomas Gordon ise Tripoliçe’deki barbarlığı şu sözlerle tarihe not düşmüştür:
"Üç gün boyunca şehrin sakinleri bir vahşetin kurbanı oldular. Kadınlar ve çocuklar çığlıklar içinde katledilirken, isyancıların gözünü sadece kan ve ganimet bürümüştü. Din adına yapıldığı iddia edilen bu eylemler, insanlığın görebileceği en büyük utanç vesikasıdır."
Unutulan Zulüm ve Çifte Standart
Mora Katliamı, modern dünyanın ikiyüzlülüğünün ilk büyük sahnesidir. Batı, kendi medeniyetinin beşiği olarak gördüğü bir coğrafyayı kutsamak adına, orada döklen nehirler dolusu Türk kanını halının altına süpürmüştür. Bir ay gibi kısa bir sürede 40 binden fazla insanın sistemli bir şekilde haritadan kazınması, bugünün hukuki terimiyle net bir "Etnik Temizlik" ve "İnsanlık Suçudur."
Bizim buradaki asıl büyük yaramız, elin oğlunun bunu gizlemesi değil, bizim kendi eğitim sistemimiz eliyle bu hafızayı kurutmamızdır. Soruyorum size: Kendi tarihini bilmeyen, uğradığı zulmün hesabını entelektüel zeminde soramayan bir gençlik, gelecekte haklarını nasıl savunacak?
Müfredattaki bu derin suskunluk, geleceğe dair bir barış stratejisi değil; geçmişe, ecdada ve hakikate karşı yapılmış büyük bir haksızlıktür.
Tarih bilinci, sadece zaferleri kutlamakla kazanılmaz; uğradığımız haksızlıkları, çekilen acıları ve mazlumların çığlıklarını sonraki nesillere aktarmakla diri tutulur. Mora'da can veren on binlerce soydaşımızın aziz hatırası, unutturmaya çalışan eğitim politikalarına ve bunu sansürleyen sisteme karşı en büyük itirazımızdır.
Biz unutmayacağız, unutturmayacağız; çünkü tarihin bu kanlı sayfaları susturulduğunda, zalimlerin kibri dünyayı daha da karanlık bir yer haline getirmeye devam ediyor.
Vesselam 

Sıla Türkoğlu'na destek

Sıla Türkoğlu'na destek

'Al Yazmalı'nın kalbinde olacaksın...'

'Al Yazmalı'nın kalbinde olacaksın...'

Cemre Baysel'den operasyon sonrası açıklama

Cemre Baysel'den operasyon sonrası açıklama

Afra Saraçoğlu, Siyahlar içinde bir prenses

Afra Saraçoğlu, Siyahlar içinde bir prenses

Danla Bilic apar topar ameliyata alındı

Danla Bilic apar topar ameliyata alındı

55 yaşında gelen mucize yarım kaldı!

55 yaşında gelen mucize yarım kaldı!