Bu sözü her duyduğumda aynı şeyi düşünüyorum.
Aslında siyaseti anlatmak için uzun uzun konuşmaya, sayfalar dolusu analiz yapmaya gerek yok.
Bazen bir cümle… her şeyi anlatır.
Ve bugün yaşadığımız tabloya bakınca…
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Gerçekten herkes bulunduğu yeri taşıyabiliyor mu?
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında…
Milletvekilleri…
İl başkanları…
İlçe başkanları…
Öyle isimlerle karşılaşıyoruz ki…
Gazeteciyiz…
Sahadayız…
Görüyoruz.
Ve bazen gerçekten insan kendine şunu soruyor:
“Bu insanlar bu noktalara nasıl geldi?”
Çünkü gördüğümüz tablo çoğu zaman şu:
Liyakat yok.
Birikim yok.
Hazırlık yok.
Ama makam var.
Ve işin daha çarpıcı tarafı şu:
Bu sadece bireysel bir eksiklik değil.
O kişi nereye gidiyorsa…
Orayı da kendine benzetiyor.
Disiplinsizlik varsa, kurum da dağınık oluyor.
Ciddiyetsizlik varsa, yapı da hafifliyor.
Vizyonsuzluk varsa, bulunduğu yer de geriye gidiyor.
İşte atasözünün söylediği tam olarak bu.
Mesele “kim olduğun” değil gibi görünse de…
Aslında tam olarak o.
Yerelde bu daha da görünür.
Çünkü temas var.
Çünkü göz var.
Çünkü vatandaş birebir yaşıyor.
Bir ilçeye gidiyorsun…
Fotoğraflar, görüntüler, tablolar…
İnsan bazen gerçekten şaşırmamak için kendini zor tutuyor.
“Akıl tutulması” dedikleri şey tam da bu.
Ve işin bir de başka tarafı var…
O makamlara oturduktan sonra değişenler…
Dün aynı masada oturduğun…
Bugün selam vermekten imtina edenler…
Dün “abi, abla” diye konuşan…
Bugün ulaşılmaz hale gelenler…
Asıl kırılma orada başlıyor.
Çünkü bir noktadan sonra…
İnsan koltuğu yönettiğini zannediyor.
Ama aslında…
Koltuk onu yönetmeye başlıyor.
Yavaş yavaş…
Sessiz sessiz…
Ve fark etmeden…
O koltuğun esiri haline geliyor.
İşte o noktada ortaya bambaşka bir profil çıkıyor.
Ne yaptığını bilmeyen…
Ama her şeyi bildiğini zanneden…
Sorumluluk almayan…
Ama yetkiyi sonuna kadar kullanan…
Bulunduğu yere değer katmayan…
Ama bulunduğu yeri tüketen…
Tam da bu yüzden…
Koltuk var…
Ama ağırlık yok.
Bu durum özellikle siyasi partilerin il ve ilçe başkanlıklarında daha net hissediliyor.
Çünkü orası siyasetin en canlı, en görünür alanı.
Eğer orada liyakat yoksa…
Eğer orada ehliyet yoksa…
Ortaya ciddi bir boşluk çıkıyor.
Siyasi bir boşluk…
Otorite boşluğu…
Ve o boşluk dolmayınca ne oluyor?
Herkes konuşuyor.
Bilen de konuşuyor…
Bilmeyen de konuşuyor…
Ama kimse yön vermiyor.
Kimse ağırlık koyamıyor.
Ortada bir siyaset var gibi…
Ama aslında yok.
Tam da burada aklıma bir anı geliyor.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ile bir ziyaret sırasında sohbet etmiştik.
O gün bana şöyle bir şey söylemişti:
“İnsan o koltuğa oturduğunda, koltuğu yönettiğini zanneder. Ama bir süre sonra fark eder ki aslında koltuk seni yönetmeye başlar. Seni değiştirir, seni dönüştürür, hatta fark etmeden seni esir alır. O yüzden ben her zaman dostlarıma şunu söylerim; eğer bir gün değişirsem, eğer bir gün o koltuğun etkisine girersem, lütfen beni uyarın. Çünkü insanız… kimse bundan muaf değil.”
Bu cümle bana çok şey anlatmıştı.
Hâlâ da anlatıyor.
Çünkü aslında bütün mesele bu.
Bugün Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık cezaevinde.
Bir yargılama süreci devam ediyor.
Davası görülüyor.
Elbette karar yargının.
Ama insani olarak şunu söyleyebiliriz:
Umarız en kısa zamanda sevdiklerine, görevine kavuşur.
Ve son olarak…
O çok sevdiğim atasözüne geri dönelim:
“Öküz saraya girince kral olmaz…”
Çünkü mesele hiçbir zaman saray olmadı.
Mesele…
İçeri giren.
Ve görünen o ki…
Koltuklar hâlâ dolu…
Ama ağırlık yok.
Takdir…
Her zamanki gibi siz kıymetli okuyucularımın ve kamuoyunun.










