
Çocukluk hafızamız; rüzgarda gıcırdayan kapıların ardında gizemli varlıklar arayan, her tökezlemede faturayı görünmez dünyalara kesen bir yetişkin kuşağın gölgesinde şekillendi. Bilimin, tıbbın ve aklın teğet geçtiği o günlerde; dertlerine dermanı üfürükçülerde, çareyi muskalarda, teselliyi ise hocalarda arayan büyüklerimizin peşinden sorgulamadan, tıpış tıpış gittik. O iklimde ne kadar sağlıklı büyünebilirse, o kadar sağlıklı büyüdük işte...
Bizler büyürken çok korktuk, çok sustuk ve anlayacağınız, o görünmez "üç harflilerden" çok çektik.
Zaman akıp gitti; serpildik, büyüdük. İş güç sahibi olduk, çoğumuz çoluk çocuğa karışıp "yetişkin" hayatının sorumluluklarını sırtlandık.
Tam "Çocukluk kabuslarımızı geride bıraktık, artık güvendeyiz" derken, kaderin bize garip bir ironisiyle karşılaştık. Meğer bu coğrafyada "üç harflilerin" mesaisi hiç bitmiyormuş; sadece suret değiştirmişler.
Bugün peşimizi bırakmayanlar, o çocukluk masallarının hayaletleri değil; sokak başlarını tutmuş, mahalle aralarına sızmış başka "üç harfli" haydutlar! Rafları süsleyen o cafcaflı ambalajların ardına gizlenen, etiketlerinin acımasızlığıyla her gün cüzdanımızı kurşunlayan modern canavarlar...
Bu yeni nesil üç harfliler, sadece cebimizi boşaltmakla kalmıyor; evlatlarımızın geleceğini, beslenmesini ve hatta pırıl pırıl psikolojilerini bile altüst ediyor. Eskiden karanlıktan korkardık, şimdi ise market raflarındaki o ışıklı etiketlerden korkuyoruz.
Her türlü korku ve sömürü düzenini arkalarına alan bu yeni nesil üç harfliler ve türevleri için artık hiçbir kutsal, hiçbir ahlaki sınır da kalmadı.
Rafta başka, kasada başka fiyat oyunlarıyla vatandaşı aldatmak mı dersiniz; tarihi geçmiş, bozulmuş mamulleri halk sağlığını zerre umursamadan millete yedirmek mi; yoksa 10 liraya mal ettikleri bir ürünü acımasızca 150 liraya satmak mı? Onların kitabında ne vicdanın ne de insanlığın yeri var; tek bir düsturları var, o da paraya giden her yolun mübah olduğu...
Gözlerini bürüyen bu kâr hırsı, sadece cüzdanlarımızı değil, toplumsal güvenimizi de lime lime ediyor.
vampirlerin önünü kesmek ve vatandaşa nefes aldırmak iddiasıyla açılan kooperatif adı altındaki kuruluşlar ise ne yazık ki bir süre sonra misyonunu unuttu; sistemin bir parçası haline gelerek onlarla yarışır, hatta yer yer onlardan beter bir çizgide yol alır oldu.
İşte işin en acı ve düşündürücü yönü de tam olarak bu toplumsal çaresizliğimiz…
İşin en acı ve düşündürücü yönü ise toplumsal çaresizliğimizin hiç değişmemiş olması. Çocukken düştüğümüzde, hastalandığımızda ya da çıkmaza girdiğimizde sığındığımız o üfürükçülerin, muskacıların yerini bugün devasa devlet kurumları, cafcaflı bakanlıklar ve yetkili kurullar aldı. Peki sonuç değişti mi?
Maalesef hayır. Dün o hocalardan bulamadığımız faydayı ve adaleti, bugün vatandaşını korumakla mükellef olan devletin kurum ve kuruluşlarından da göremiyoruz. Ne denetimler yaraya merhem oluyor ne de açıklamalar içimizi rahatlatıyor.

Dünün batıl inançlarına teslim edilmiş çocuklarıydık, bugünün ise ekonomik insafsızlığa terk edilmiş yetişkinleriyiz. Anlayacağınız, bu topraklarda aktörler değişiyor, harfler aynı kalıyor; olan yine bizlere ve geleceğimize oluyor.
Bize daha ne yapılsın istersiniz uyandırılmamız için…
Vesselam










