Özellikle ölüm ve intihar vakaları söz konusu olduğunda, gazetecilik yalnızca bilgi aktarma pratiği olmaktan çıkar; insan onuru, mahremiyet ve toplumsal sorumluluk alanına girer. Bu noktada “haber verme hakkı” ile “zarar vermeme ilkesi” arasındaki denge hayati önem taşır.
Bir baba ölüyor. Arkasında bir çocuk, bir aile ve yarım kalmış cümleler kalıyor. 20 Ocak günü, genç yaşında, hangi psikolojik travmaların ağırlığını taşıdığını asla tam bilemeyeceğimiz Burçin Baykal, ne yazık ki yaşamına son veriyor.
Henüz ailesi konuşmamışken…
Henüz resmi bir açıklama yokken…
Henüz o evde kapılar kilitli, perdeler kapalı, nefesler yarımken…
Ve o ilk an…
Sosyal medyada.
“İntihar etti.”
“Canına kıydı.”
“Şu şekilde yaşamına son verdi.”
Şeklinde detaylar paylaşıldı.
Evet, ben bir gazeteciyim.
Haber kovalamayı, doğrulamayı, yazmayı bilirim.
Ama aynı zamanda bir insanım.
Ve tam da bu noktada sormamız gereken bir soru var:
Bir çocuğun, babasının ölümünü sosyal medyadan öğrenmesi, ne kadar etik?
Anneyle konuştuğumda üzülerek öğreniyorum ki o çocuk gerçekten de babasının vefatını sosyal medya platformlarından öğrenmiş. O anki ruh halini düşünmek bile istemiyorum.
İşte tam burada mesele “vicdan” olarak karşımıza çıkıyor.
İntihar haberleri sıradan adli vakalar değildir. Bu tür olaylar, geride kalanlar için ömür boyu taşınabilecek psikolojik yaralar bırakır.
Her kelime, her detay yeni bir yük bindirir.
Üstelik bilimsel olarak da biliniyor ki bu tür haberlerin dili, yeni travmaları ve taklit davranışları tetikleyebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bazen kamuoyunu bilgilendirmek, ayrıntıları çoğaltmakla değil; doğru sınırı çizebilmekle mümkündür.
Bu nedenle gazetecilik meslek ilkelerinde “özen”, “mahremiyet” ve “zarar vermeme” gibi kavramlar özel bir yer tutar. Bu ilkeler, yalnızca teorik kurallar değil; toplumu ve bireyi korumayı amaçlayan etik sorumluluklardır. Haber değeri taşısa dahi, bir bilginin yayımlanmasının yaratacağı etki mutlaka hesaba katılmalıdır.
En doğru habercilik, kimi zaman bir cümleyi bir kelimeyi dışarıda bırakabilme iradesi gösterebilmektir. Bu irade, mesleki deneyim kadar vicdanla da ilgilidir.
Ve bazen vicdan, en doğru editördür.










