Küçük Amerika’ya Hoş Geldiniz mi?

Okullar açılır açılmaz yine provokasyonlar, saldırılar, şiddet haberleri…Ve biz yine aynı soruyu soruyoruz:Ne oluyor çocuklarımıza?

7 Ekim 2026 Çarşamba 17:44 - Güncelleme: 7 Ekim 2026 Çarşamba 17:44

Yıllar önce “Türkiye küçük Amerika’ya dönüştürülmek isteniyor” dediğimizde, bizi yobazlıkla, çağ dışılıkla ve sıradan düşünmekle suçlayanlar oldu.

Bugün ise bazı gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.

Amerika, okul saldırılarıyla dünya kamuoyunun hafızasında yer etmiş ülkelerin başında geliyor. Bir okul saldırısı haberi duyduğumuzda insanların aklına ilk gelen ülkelerden birinin Amerika olması artık tesadüf değil.

Peki, biz ne yaptık?

Sadece teknolojisini, tüketim alışkanlıklarını ve popüler kültürünü değil; zamanla bazı davranış biçimlerini, iletişim tarzlarını ve toplumsal reflekslerini de ithal ettik.

Şimdi her olaydan sonra bir suçlu arıyoruz:

Hükümet mi? Aile mi? Öğretmen mi? Okul müdürü mü? Çocuk mu?

Birini seçip bütün sorumluluğu onun üzerine bırakalım ve rahatlayalım…

Hayır.

Bu kadar kolay değil.

Çünkü karşımızdaki mesele tek bir çocuğun, öğretmenin, okulun ya da ailenin problemi değildir. Bu, toplumsal bir problemdir.

Dolayısıyla devlet, aile, öğretmen, okul yönetimi ve çocuk birlikte hareket etmek zorundadır.

Çünkü bugün yaşadığımız olaylar bir sabah ansızın ortaya çıkmadı. Bu, yıllardır büyüyen bir yaranın dışarı taşmasıdır.

Çocuğu yalnızca korumak yetmez

Çocuklarımızın elinden telefonu tamamen almak gerçekçi değil. Onları eve kapatmak da çözüm değil. Fakat hiçbir şey olmamış gibi hayatın içine bırakmak da artık yeterli değil.

Kameralar, güvenlik görevlileri, kapılar, turnikeler elbette gerekli. Fakat bir çocuğun elindeki silahı görmeden önce zihnindeki şiddeti görebilmek zorundayız.

Öfkesini, yalnızlığını, dışlanmışlığını, çaresizliğini fark edemiyorsak yalnızca okul kapısında güvenlik aramak bizi sonuca götürmez.

Asıl mücadele zihinde başlamalıdır.

Yapay zekânın karşısına duygusal zekâyı koymalıyız

Bugünün öğrencisi matematiği de tarihi de öğrenebiliyor; bir sorunun cevabını saniyeler içinde yapay zekâdan alabiliyor. Ödevini, kompozisyonunu bile hazırlatabiliyor.

Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

Ama hiçbir teknoloji çocuğun yerine vicdan, empati, merhamet, sorumluluk ve saygı geliştiremez.

Bir insanın canı acıdığında onun acısını hissedebilmek…

Dışlanan arkadaşının yanında durabilmek…

Öfkelendiğinde elini değil, sözünü kullanabilmek…

Bunlar internetten indirilecek bilgiler değildir. Bunlar yaşanarak, anlatılarak ve örnek olunarak öğrenilir.

Biz çocuklarımızın zihnini bilgiyle doldururken insan olmayı öğretmeyi ihmal edersek, çok şey bilen ama ne yapacağını bilemeyen bir nesil yetiştirebiliriz.

Eskiden eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildi. Nasıl konuşulacağı, büyüğe nasıl davranılacağı, küçüğün nasıl korunacağı, öfkenin nasıl kontrol edileceği de öğretilirdi.

Bugün çocuklarımız saatlerce okulda kalıyor; eve geliyor, ödev yapıyor, sınava hazırlanıyor, test çözüyor.

Ve biz bütün bunları eğitim zannediyoruz.

Oysa çocuk yalnızca sınavdan ibaret değildir.

Onun bir kalbi, korkuları, yalnızlığı, öfkesi, hayalleri ve kimsenin görmediği bir iç dünyası vardır.

Eğitim, o dünyaya da dokunmalıdır.

Teknolojiyle birlikte insan kalmayı öğretmeliyiz

Teknolojiyi durduramayız. Çocuklarımızı dünyadan koparamayız.

Ama onlara telefonun ve ekranın ötesinde bir hayat olduğunu gösterebiliriz:

Arkadaşlığı, sohbeti, kitabı, sanatı, sporu, üretmeyi ve birlikte yaşamayı…

En önemlisi de insan olmayı.

Yapay zekâ bir sorunun cevabını bulabilir. Ama bir çocuğun neden sustuğunu anlayamaz. Binlerce bilgi verebilir ama vicdan öğretemez.

İşte bizim asıl görevimiz burada başlıyor.

Çocuklarımızı teknolojiden mahrum bırakmak değil, teknolojiyle birlikte insan kalmayı öğretmek.

Bugün bir okulda yaşanan olay yarın başka bir okulda karşımıza çıkabilir. Her seferinde şaşırabilir, öfkelenebilir ve bir suçlu arayabiliriz.

Ama yangını söndürmek başka, yangının neden çıktığını anlamak başkadır.

Artık yalnızca güvenlik önlemlerini değil, zihin güvenliğini de konuşmalıyız.

Çocuğun bedenini korumak kadar ruhunu, bilgisini artırmak kadar vicdanını büyütmek zorundayız.

Devlet üzerine düşeni yapacak. Okul yapacak. Öğretmen yapacak. Aile yapacak.

Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da öğrenir.

Bugün bir, yarın iki, sonra üç…

Eğer şimdi harekete geçmezsek, yarın yalnızca yeni bir saldırıyı değil, daha derin bir toplumsal kırılmayı konuşuyor olabiliriz.

Çocuklarımızı korkudan korumak yetmez. Onlara korkunun karşısında insan kalmayı öğretmeliyiz.

Çünkü geleceğimizi yalnızca güvenlik kameraları değil, vicdanı olan insanlar koruyacak.

Mehmet Akif Alakurt'tan olay cevap: 'Minnoş...'

Mehmet Akif Alakurt'tan olay cevap: 'Minnoş...'

Acemi Cadı'nın Ceren'iydi!

Acemi Cadı'nın Ceren'iydi!

Özgür Ozan'dan sürpriz dizi!

Özgür Ozan'dan sürpriz dizi!

İlyas Salman'a 'Allah'a inanmadığı için çarpıldı' dediler!

İlyas Salman'a 'Allah'a inanmadığı için çarpıldı' dediler!

Müge Anlı'dan kıskançlık çıkışı

Müge Anlı'dan kıskançlık çıkışı

Serenay Sarıkaya Paris'i ateşe verdi

Serenay Sarıkaya Paris'i ateşe verdi