Ana Sayfa

Filenin Sultanlari Üst Üste İkinci Kez Avrupa Şampiyonu

SPOR

Sinan Erdem Spor Salonu’nda maç saati yaklaştıkça tribünler doldu taştı. Bilet bulamayan binlerce taraftar dışarıda şarkılarla, marşlarla milli takıma ses verdi. Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanlarda kurulan dev ekranların önünde gençler, aileler, kırmızı-beyaz bayraklarla dualarını okuyup alkış tuttu.



Kızlar ısınmaya çıktığında salonun enerjisi bir anda başka yere sıçradı. Dünya sıralamasının lideri, bizi çok iyi tanıyan, oyun olarak da ters gelen İtalya’yla final oynayacaktık. Şansımız da pek yaver gitmemişti o güne kadar. Ama tribünün inancı ile kızların karakteri birleşince, biz sadece bir final izlemedik. Türk spor tarihine altın sayfa açılan bir geceye şahit olduk.

Önce teşekkür borcum var
Bu organizasyonu İstanbul’a getiren, bu atmosferi mümkün kılan herkese teşekkür borçluyuz. Beni o gece salona davet eden Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak’a, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ’a ve federasyon yönetimine teşekkür ederim.
Bazen bir sporu sadece sporcular büyütmez. Arkasındaki irade, tesisleşme, altyapı, uluslararası organizasyon kapasitesi, kulüplerin gücü ve devletin bakışı da o zincirin parçasıdır. Ben de o akşam Sinan Erdem’deydim. Sahanın kenarındaki telaşı, oyuncuların yüz ifadelerini, teknik ekibin her sayı arasındaki konuşmalarını, tribünün oyuna nasıl müdahale ettiğini yerinden izledim. Televizyonda görünmeyen bir şey vardı: Bu takımın arkasında sadece 14 oyuncu yoktu. Aylarca analiz yapan, fiziksel yükü yöneten, sakatlıkları takip eden, istatistik üreten ciddi bir ekip vardı.
Ve final bittiğinde sonuç ortadaydı: Türkiye, İtalya’yı 3-2 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu.
Setler: 16-25, 25-22, 12-25, 25-21, 15-10.
İtalya iki kez öne geçti. Türkiye iki kez geri döndü. Son sözü karar setinde söyledi. 2025 Dünya Şampiyonası finalinin de bir nevi rövanşını almış olduk.
Beş aylık çalışmanın kupası
Bu şampiyonluğu sadece 6 Eylül gecesine sığdırmak haksızlık olur. Milli takımın 2026 hazırlığı mayısta başladı. Genova’daki AeQuilibrium Cup, Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası… İlk günden itibaren kadro ile teknik ekip birlikte çalıştı. Sinan Erdem’deki o son 15 sayı, aslında aylarca süren sürecin sadece son parçasıydı.
Üstelik bu süreçte sadece final kadrosundaki 14 oyuncu kullanılmadı. VNL’nin ilk haftalarında farklı isimler de forma giydi. Santarelli’nin yaptığı iş sadece bir ilk altı belirlemek değildi. Geniş bir havuzu görmek, denemek, fiziksel durumları ölçmek, kombinasyonları test etmek ve sonunda en doğru 14’ü seçmekti.
Son kadro şöyleydi:
• Pasörler: Cansu Özbay, Elif Şahin
• Pasör çaprazı: Melissa Vargas
• Smaçörler: Hande Baladın, Saliha Şahin, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu, Yaprak Erkek
• Orta oyuncular: Eda Erdem Dündar, Zehra Güneş, Sinead Jack-Kısal, Deniz Uyanık
• Liberolar: Gizem Örge, Eylül Akarçeşme Yatgın
Bu 14 isim birbirinden bağımsız yıldızlar olarak değil, bir sistemin parçaları olarak düşünülmeli.

14 oyuncunun arkasında 12 kişilik ekip
Resmi kadroda 14 sporcu varken teknik ve destek ekibi 12 kişiydi. Başantrenör Daniele Santarelli ve menajer Pelin Çelik en kritik isimlerlerdi. Diego Flisi, Recep Vatansever, Artun Aksan yardımcı antrenör; Marco Greco istatistik; Marco Sesia kondisyoner; Ilenia Marin, Francesco Gatti, Leman Nur Şengül fizyoterapist; Murat Beder masör; Seçkin Sarı da takım doktoruydu.
Sahada 14 kişi vardır. Ama o 14 kişinin performansını hazırlayan yapı çok daha geniştir. Fiziksel yük takibi başka iştir, rakip servis analizi başka, blok-savunma eşleşmesi başka, maç içi istatistik başka, sakatlık riski yönetimi başka. Sinan Erdem’de kaldırılan kupa, sadece sahaya çıkanların değil, görünmeyen emeğin de kupasıdır.
İtalya finalinin kırılma noktaları
İlk set Türkiye’nin istediği gibi geçmedi. İtalya servis ve hücum kalitesiyle seti 25-16 aldı. İkinci sette maçın ilk büyük kırılması yaşandı. İtalya 9-5 öndeyken Vargas’ın hücumlarıyla başlayan seri Türkiye’yi yeniden oyuna soktu. 12-6’dan 12-11’e gelen bölüm sadece skorun kapanması değildi; oyunun kontrolünün yeniden ele geçirilmesiydi. Set 25-22 bitti, durum 1-1 oldu.
Üçüncü set yine ağır geçti. İtalya 25-12 ile net üstünlük kurdu. İki kez geriye düşmek finalin psikolojik yükünü artırdı. Ama işte burada 2026 takımını önceki yıllardan ayıran özellik ortaya çıktı: Kırılma anlarında dağılmama. Set arasında gözyaşı, bağırış, “ne oluyoruz” hali yaşandı elbet. Ama yeni setin düdüğüyle birlikte hırs ve kararlılık zirveye çıktı. Buna resilience diyoruz; kırılmama, devam etme, sonuca odaklanma.
Dördüncü set 25-21 Türkiye’nin oldu. Karar setinde ise teknik kaliteden daha fazlası gerekti. Doğru kararlar, doğru servisler, doğru bloklar ve doğru psikoloji bir araya geldi. Set 15-10 bitti.
Allah’ım bu ülkeye sevinç ne kadar yakışıyor. Kelimeler yetmiyor. Yaşasın. Tekrar hoş geldin Avrupa şampiyonluğu.

Vargas meselesi
Melissa Vargas finalde 28 sayıyla en skorer isimdi ve turnuvanın MVP’si seçildi. 195 sayıyla rekor da kırdı. Ama finalin asıl gösterdiği şey, Vargas’ın etkili olmadığı bölümlerde de Türkiye’nin yaşayabilen bir takım olduğudur.
Zoran Terzic gibi ligimizde ekmek yemiş, sonra sürekli negatif konuşan isimler elbette iki kelam edebilir. Ona en güzel cevabı taraftarımız bronz madalya töreninde ıslıklarla verdi. Ekmek yediğin eli ısırırsan affı yoktur.
Vargas harika bir yetenekti, kabul. Onu keşfeden ne Terzic’ti ne Sırbistan Federasyonu. Küba, Çekya, İsviçre derken kaybolup gidecekken bir ülke ve bir kulüp el verdi: Türkiye ve Fenerbahçe. Sağlık sorunlarına çözüm bulundu, cezai süreçler karşılandı, olgunlaşması, fiziksel ve mental gelişimi, sakatlıklardan çıkışı bu çatı altında oldu. Çin’den sakat geldiğinde de aynı destek devam etti.
Hiçbir yetenek elinize pırlanta olarak gelmez. İşlenmesi gerekir. Vargas bugün fenomense, Türkiye’nin ona yuva, çalışma imkânı ve güven vermesi yüzündendir. O da çalışkanlığıyla karşılığını verdi. Ama başarının anahtarı yine takım oyunundadır. Bu şampiyonluk bir yıldızın değil, işleyen bir düzenin zaferidir.
Diğer isimler
Gizem Örge için sadece “libero” demek yetmiyor artık. Savunmada top çıkarmakla kalmıyor, takımın psikolojik dengesini de taşıyor. İmkânsız toplara uzanıyor, rakibin hücumunu okuyor. Artık diğer adı da kullanılabilir: Türk Duvarı.
Eda Erdem ise bir dönemin sembolü. 2005’ten beri milli forma taşıyan kaptanın sakinliği, panik yapmama hali, “henüz bitmedi” duygusu iki kez geriye düştüğümüz o finalde en kritik şeylerden biriydi.
Zehra Güneş’in bloğu, Hande Baladın’ın manşeti, İlkin Aydın’ın emeği, Elif Şahin, Sinead Jack-Kısal, Derya Cebecioğlu, Saliha Şahin, Cansu Özbay, Deniz Uyanık, Eylül Akarçeşme, Yaprak Erkek… Sahaya giren, kenarda bekleyen, antrenmanda birbirini zorlayan herkes bu kupanın parçası.
Kulüpler ve sistem
Milli takımın arkasında Sultanlar Ligi var. Dünyanın en güçlü kadın voleybol ligi. Bu yüzden kaliteli oyuncular Türkiye’ye geliyor, burada yetişenler dünya yıldızı oluyor, kulüpler Avrupa’da final oynuyor. 2025-26 Şampiyonlar Ligi finalinde VakıfBank ile Eczacıbaşı karşı karşıya geldi, VakıfBank 3-1 kazanarak 7. kez kupa kaldırdı. Galatasaray Daikin de CEV Kupası’nı kazandı.
Asıl sevindirici olan gençlik takımları. Akdeniz Oyunları’nda namağlup şampiyonluk, U20 ve U22’lerdeki sonuçlar… Bu takım birkaç yıldıza mahkûm değil. Yarın Vargas’ın, Eda’nın, Zehra’nın, Gizem’in arkasından gelecek isimler de var. Sürdürülebilir başarı budur.
Fenerbahçe paradoksu
Burada Fenerbahçe’ye ayrı parantez açmak lazım. 2026-27 kadrosuna bakınca oyuncu kalitesi konusunda ciddi problem yok. Saliha Şahin, Sinead Jack-Kısal, Kübra Akman, Chiaka Ogbogu, Brenda Castillo, Alessia Orro, Ana Cristina, Arina Fedorovtseva, Hande Baladın, Melissa Vargas… Eda’yı saymıyorum bile. Stefano Lavarini de yeniden başa getirildi.
O hâlde asıl soru şu: Bu kadar kaliteli kadroyla neden beklenen süreklilikte Avrupa başarısı ve lig şampiyonlukları gelmiyor?
Cevabım net: Sorun oyuncu kalitesinden çok takım mühendisliği, rol dağılımı, kritik an yönetimi ve ortak hedef duygusunda. Yıldızları toplamak başka, yıldızlardan takım yaratmak başka. Pasör-smaçör uyumu, orta oyuncunun temposu, manşet düzeni, blok-savunma bağlantısı, kırılma anında doğru karar… Şampiyonluklar orada kazanılıyor. Yeni sezonun en büyük sınavı bu olacak. Bahanesi kalmadı.
O gece
Final düdüğü çaldığında salonda sadece skor yoktu. Yılların yükü, ayların yorgunluğu, iki kez geriye düşmenin ağırlığı bir anda boşaldı. Oyuncular birbirine sarıldı. Eda’nın gözleri dolmuştu. Vargas duygularını tutmakta zorlandı. Sinead Jack-Kısal’ın gözyaşları özellikle dikkat çekiciydi; aidiyetin, emeğin ve kabul görmenin gözyaşlarıydı.
Tribün susmuyordu. Dördüncü sette Türkiye oyuna dönerken salonun sesi parkeye iniyordu. Maç bitince oyuncular tribüne koştu. Artık sahada oyuncu, tribünde taraftar ayrımı kalmamıştı. Tek bir takım vardı. Sonra milli marş, el ele tutuşmalar, Erik Dalı, danslar…

Bundan sonrası
Avrupa şampiyonluğu kutlanacak. Milletler Ligi de öyle. Ama bu takımın hedefi artık Avrupa ile sınırlı olmamalı. 2028 Los Angeles yolu açık. Eda’nın liderliği, Vargas’ın hücumu, Zehra’nın bloğu, pasör seçenekleri, kanat rotasyonu, libero gücü ve arkasındaki teknik ekip, federasyon, kulüpler, bakanlık desteği… Hepsi masada.
Ama sahadaki gerçek değişmiyor: Kupayı oyuncular kazanıyor. Ve o 14 oyuncunun her biri bu hikâyenin parçası.
Sinan Erdem’de gördüğüm en önemli şey kupanın kaldırıldığı an değildi. Türkiye’nin iki kez geriye düştüğü finalde üçüncü kez aynı hatayı yapmamasıydı. İlk sette İtalya üstün geldi, Türkiye toparlandı. Üçüncü sette yeniden fark yedik, yine döndük. Son sette artık rakibin ne yaptığına göre değil, kendi oyunumuza göre hareket ettik. Bu büyük takım refleksidir.
Futbola akan para, energy ve sonuçları düşününce üzülmemek elde değil. Başarıya bakıp emeğin karşılığını sorgularsanız… Voleybola emeği geçenlere teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Aylar süren çalışma. Doğru oyuncu havuzu. Teknik ekip. Kulüplerin rekabeti. Federasyon organizasyonu. Ve kritik anda doğru oyunu oynayabilen bir takım. Sinan Erdem’de Türkiye sadece bir kupa kazanmadı. Kupa kazanmayı sürdürülebilir bir sistem kurduğunu bir kez daha gösterdi.
Şimdi asıl mesele bu sistemi korumak. Avrupa’nın zirvesine çıkmak zor. Orada kalmak daha zor. Filenin Sultanları artık tam da o sınavın eşiğinde.
Yine, yeni, yeniden Avrupa şampiyonu. Helal olsun kızlar. Gururumuzsunuz.
Mutluluk sana çok Yakışıyor Türkiyem
Bu kupanın en önemli yanı belki de şu: Filenin Sultanları sadece voleybol oynamıyor. Türkiye’deki genç kızlara “yapabilirsin” diyor. Sahada birbirlerinin elini tutuyorlar, milli marşı birlikte söylüyorlar, ağlıyorlar, sarılıyorlar. Milyonlarca genç kız o görüntülere bakıyor. Çalışkan, disiplinli, mücadeleci ve özgüvenli olabileceğini görüyor. Sporun toplumsal gücü burada.
6 Eylül gecesi bir Avrupa kupası kazanıldı. Ama aslında daha fazlası oldu. Bir ülke kadın sporcularının başarısını yeniden kutladı. Genç kızlar kendilerine örnek kahramanlar izledi. Kurulan sistem bir kez daha kendini kanıtladı.
En büyük teşekkür parkede ağlayan, gülen, sarılan, mücadele eden ve sonunda kupayı kaldıran Filenin Sultanları’na.
Düşebilirsiniz.
Geride kalabilirsiniz.
Birinci seti, üçüncü seti kaybedebilirsiniz. Ama inanıyorsanız, çalışıyorsanız, birbirinize güveniyorsanız ve son topa kadar mücadele ediyorsanız… maç daha bitmemiştir.
Hepsini alnından öperim. Nice başarılara.

Cihan FULSER

Gazeteci | Araştırmacı Yazar | Danışman