İlk bakışta "Ne fark eder, ikisi de aynı kapıya çıkmıyor mu?" diyebilirsiniz. Hiç de öyle değil. Bu iki sözcük, devletin terörle mücadelede gözünü nereye diktiğini gösteren iki ayrı kafayı temsil ediyor.
Bahçenizi basan sivrisinekleri düşünün. Elinize sinekliği alıp tek tek peşlerinden koşmak bir yöntemdir; kararlıdır, anı kurtarır ama yorar. Çünkü bahçenin dibindeki o su birikintisi durduğu sürece, siz içeri girer girmez yenileri üremeye devam eder.
İşte "Teröristsiz Türkiye" dediğiniz şey, o sinekliğe sarılmaktır. Sahada tek bir terörist bırakmamak elbette şarttır, güvenlik güçlerimiz bunun için yıllardır canını dişine takıyor. Ama kabul edelim ki, arkasındaki bataklığı görmezden geldiğinizde bu mücadele nesiller boyu süren bitmeyen bir döngüye dönüşüyor.
"Terörsüz Türkiye" söylemi ise o bataklığı kurutma iddiasında. Sadece dağdaki, şehirdeki silahlı unsuru değil; o insanları dağa çıkaran siyasi, sosyal ve ideolojik zeminleri yok etmeyi hedefliyor.
Ha, burada durup kendimize şunu sormamız lazım: Bu iki fikir birbirinin düşmanı mı?
Kesinlikle hayır.
Sahada teröristi sıfırlamadan bataklık kurutulmaz; bataklık kurutulmadan da o sahada kalıcı bir huzur inşa edilemez.
Gelelim işin en çetrefilli kısmına... Yani kamuoyunda konuşulan o "Çerçeve Yasası" meselesine.
Bunu bir "af" gibi pazarlamaya kalkanlar da var, tamamen bir devlet aklı adımı olarak görenler de. Aslında kurgulanan şey, devletin kurumlarına (MİT’e, askere, yargıya) bu çetin süreçte yasal bir zırh ve hareket alanı sağlamak. Silah bırakanın hukuki statüsünü belirlemek.
Ancak milletin kafasındaki sorular da öylesine yabana atılacak cinsten değil. Bu halkın hafızası taze. Geç geçmişte yaşanan süreçlerde "silah bırakılacak" denirken şehirlerin nasıl mühimmat deposuna çevrildiğini bu millet unutmadı.
Şimdi kalkıp da muğlak ifadelerle dolu bir yasa çıkarırsanız; şehit ailelerinin, gazilerin vicdanındaki o derin yarayı nasıl saracaksınız?
Suça bulaşmış adamların yarın elini kolunu sallayarak gezmeyeceği garantisini kim verebilir?
"Terörsüzleşeceğiz" derken örgütü veya uzantılarını meşrulaştırma riskini bu ülke bir kez daha kaldıramaz.
Bir de işin sınır ötesi var ki, en çok da orayı ıskalıyoruz.
Bugün terör meselesi sadece bizim sınırlarımızın içinde bitip başlayan bir iş değil. Yanı başımızda Suriye’de YPG/SDG gerçeği dururken, arkalarında ABD ve bölgesel aktörlerin satrançı sürerken; siz Ankara’da sadece bir yasa çıkararak bu işi çözebilir misiniz?
Sınırın ötesindeki tehdidi kaynağında yok etmeden, içeriye çıkaracağınız hiçbir kanun tam anlamıyla başarıya ulaşamaz.
Uzatmaya gerek yok...
Sadece sahadaki teröristin peşinden koşmak bize sürekli tetikte kalacağımız, maaliyeti yüksek bir huzur verir. Ama öte yandan, sınır ötesini görmeyen, güvenlikten taviz veren ve kamu vicdanını sızlatan esnek bir "terörsüzlük" söylemi de devleti zafa uğratır.
Bize ne lazım biliyor musunuz?
Güvenlikten de şehidin hakkından da tek bir adım geri atmadan; ama o illeti besleyen zeminleri de kökünden kazıyacak, ne yaptığını bilen berrak bir devlet aklı.
Geriye kalan her şey laf-ı güzaf.
VESSELAM