Bazı renkler vardır, sadece bir formayı temsil etmez.
Bir geçmişi, bir anıyı, çocukluk heyecanını, dostluğu ve ortak bir aidiyet duygusunu da içinde taşır.
19 Temmuz Dünya Fenerbahçeliler Günü'nde BÜFİD'in düzenlediği geceye baktığımda gördüğüm tam da buydu.
O salonda bulunan insanlar sadece bir davete katılmamıştı. Sarı-lacivert renklere gönül veren yüzlerce insan, aynı sevdayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Kimi yıllardır aynı tribünde omuz omuza tezahürat etmiş, kimi birbirini ilk kez o gece tanımıştı. Ama hepsinin ortak bir yanı vardı; Fenerbahçe sevgisi.
İşte sporun en güzel tarafı da bu değil mi?
Hiç tanımadığınız biriyle aynı marşı söylerken bir anda dost olabiliyorsunuz. Aynı renklere gönül vermek bazen yılların arkadaşlığından daha güçlü bir bağ kurabiliyor.
Gece boyunca yapılan konuşmalar, söylenen marşlar ve paylaşılan anlar aslında bunun bir yansımasıydı.
BÜFİD Başkanı Fatih İnan da konuşmasında dostluğu, kardeşliği ve birlik ruhunu öne çıkardı. Ancak bana göre gecenin en anlamlı tarafı, söylediklerinden çok bunu yaşatabilmesiydi. Salondaki herkesle tek tek ilgilenmesi, misafirlerini içtenlikle karşılaması ve organizasyonun her ayrıntısındaki özen, iyi bir ev sahipliğinin ötesinde güçlü bir aidiyet duygusunun göstergesiydi.
Çünkü insanlar kendilerini değerli hissettikleri yerleri unutmaz.
Bu yüzden BÜFİD'in düzenlediği gece sadece bir kutlama programı değildi. Aynı zamanda dostlukların tazelendiği, yeni tanışıklıkların kurulduğu ve Fenerbahçe çatısı altında güçlü bir dayanışmanın hissedildiği özel bir buluşmaydı.
Hayatın koşturmacası içinde aynı masa etrafında toplanabilmek bile artık başlı başına kıymetli. Böyle geceler ise bunun mümkün olduğunu gösteriyor.
Futbolda kazanan da olur, kaybeden de…
Kupalar gelir, kupalar gider…
Ama aynı renklere gönül veren insanların kurduğu dostluklar, birlikte söylenen marşlar ve paylaşılan güzel anılar hep kalır.
Fenerbahçelilik tam olarak budur.
Sadece bir takımı sevmek değil; aynı değerleri paylaşan insanlarla aynı heyecanı yaşayabilmek, aynı umutlara inanabilmek ve her koşulda o büyük ailenin bir parçası olduğunu hissedebilmektir.
BÜFİD'in bu anlamlı buluşması da gösterdi ki sarı-lacivert renklere gönül verenleri bir araya getiren şey yalnızca futbol değil; vefa, dostluk, birlik ve aidiyet duygusudur.
Kalemi eline alan biri olarak geceden ayrılırken aklımda kalan tek şey sarı-lacivert renkler değildi. Asıl geriye kalan; birlik olmanın, birlikte üretmenin ve aynı ideale gönül vermenin insanları nasıl güçlü bir aileye dönüştürebildiğiydi. Bunu yaşatan Fenerbahçe Kulübüne, BÜFİD'e, Başkan Fatih İnan'a ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür etmek gerekiyor.