Ana Sayfa

Muhabirlik Mesai Hesabı İle Yapılmaz

YAZARLAR

Basın Platformu Başkanı M. Remzi Tanış’ın ev sahipliğinde, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle bir araya geldik. Masada çok şey konuşuldu: ekonomik baskılar, dijital dönüşüm, mesleğin itibarı, yerel basının ayakta kalma mücadelesi… Herkes haklıydı, herkes yaralıydı.



Ama konuşulmayan, hatta fark edilse bile yüksek sesle dile getirilmeyen bir gerçek vardı: Muhabir yetişmiyor.

Bugün basın toplantılarına, olay yerlerine, sokaklara baktığınızda aynı yüzleri görüyorsunuz. Yaş almış, saçlarına ak düşmüş ama hâlâ ayakta, hâlâ sahada olan muhabirler… Ben de onlardan biriyim.
50 yaşın üzerindeyim. 18 yaşımdan bu yana sokaklardayım. Bir gün bile “masa başına geçeyim” demedim. Çünkü bana göre gazeteciliğin merkezi masa değil, sokaktır. Haber; klimalı ofislerde değil, ayakta beklenen adliyelerde, yağmur altında izlenen olay yerlerinde, kapı kapı dolaşılan mahallelerde bulunur.

Bugün genç arkadaşlar mesleğe başlarken ilk sordukları soru şu oluyor:
“Araç var mı?”
Ardından şartlar geliyor: “Günde iki haber yazarım.”
“Araştırma haberi mi? O da bir olur.”

Bu talepler kulağa sert gelebilir. “Gençler çalışmak istemiyor” demek kolaydır. Ama durup düşünmek gerekir. Çünkü bu imkanlar sağlanmadığında, genç meslektaşlarımız daha işin mutfağındayken pes ediyor. Belki de haklılar…

Ama muhabirlik, mesai hesabıyla yapılan bir iş değildir. Muhabirlik; bazen bir haber için günlerce sürünmektir. Kapı kapı dolaşmaktır. Defalarca reddedilmektir. Yorulmaktır. Vazgeçmemektir. Sabır ister, inat ister...

Bugün beni yetiştiren ustam 80 yaşına dayanmış durumda. Ama hâlâ boynunda fotoğraf makinesiyle sokak sokak geziyor, hâlâ haberin peşinde. Türkiye’nin en büyük gazetelerinde ‘Haber Müdürlüğü, Genel Yayın Yönetmenliği’ yapmış bir isim. Unvanları cebinde, tecrübesi arkasında… Ama o hâlâ sahada. Çünkü o, gazeteciliği kartvizitle değil, sahayla tanımlayanlardan.

Bana öğrettiği tek ama en önemli şey şuydu:
Gazetecilik masa başında başlamaz. Gazetecilik sokakta, sahada, insanın içinde başlar.
Bugün hâlâ onu gördüğümde şunu düşünüyorum: Bu meslek yaşla değil, ruhla yapılır. Ve o ruh, sokaktan kopulduğu gün ölür.

Bugün gençler bu sabrı neden göstermiyor?
Çünkü onlara bu mesleğin ruhu anlatılmıyor.
Çünkü “hızlı içerik”, “tıklanma”, “kopyala-yapıştır” düzeninde muhabirliğin özü kayboluyor.
Çünkü ustalar çırak yetiştiremiyor, çıraklar da usta olma hayalini kuramıyor.

En acı gerçek şu: Haber merkezleri var ama muhabir yok.
Gazeteler çıkıyor ama sokaktan beslenmiyor.
Basın konuşuyor ama sahada aynı isimler dönüp duruyor.

Eğer bugün muhabir yetişmezse, yarın yazacak haber de olmaz.
Gazetecilik masa başında öğrenilmez.
Gazetecilik, sokakta düşe kalka öğrenilir.

Ve biz, yaş almış muhabirler hâlâ sahadaysak, bu bir tercih değil, bir aşktır… Ama tabii, haberleri yazacak hatta araştıracak yapay zekâ var artık, değil mi?
Oysaki gazetecilik hâlâ insana, vicdana ve sahaya muhtaç. Yapay zekâ sadece asistan olabilir ama muhabirin yerini asla tutamaz.

O halde soralım:
Gerçekten sahaya kim çıkacak?

İşte asıl mesele tam da budur.