Dün akşam yemeğinde Türkiye’nin önemli ve bilinen yöneticilerinden biriyle beraberdik. Dünyanın en bilinen ve en değerli markalarından birinde en üst düzey yöneticilik yapan bu yönetici, yönettiği markayı Türkiye’de, hatta dünyada yıllarca pazar lideri yapmıştı.
Ayrıca sorumluluğu altında pek çok başka bilinen marka da vardı. Birkaç sene önce kendi isteğiyle emekliye ayrıldı ve şimdi pek çok firmanın yönetim kurullarında bağımsız üye olarak yer alıyor ama asıl olarak hobileriyle ve teknesiyle vakit geçiriyor.
Lafı uzatmayayım. Dün yemekte yanımda otururken kulağıma eğildi ve “Sana hiç ama hiç katılmıyorum” dedi.
Damdan düşer gibi bunu söyleyince hiçbir şey anlamadım.
“Hangi konuda katılmıyorsun?” diye sordum.
“Logo ve isim konusunda. Yeni Parti’nin logosu ya da amblemi konusunda” dedi.
Başladı anlatmaya:
“Sen Yeni Parti’nin amblemini fazla basit ve hatta biraz araklama bulduğunu yazmışsın. Haklısın N’si Netflix’in N’sine benziyor ama önemli değil hatta iyi bile.” dedi ve devam etti.
“Logo dediğin şey, amblem dediğin şey basit olacak. En aptalın ya da en cahilin veya en ilgisiz kişinin bile aklında kalacak. İlla şık, sanatsal, derin manalar içeren sembollerle dolu olması gerekmiyor. Görünce anında tanıman yeter. Bak META’nın logosuna. Basit. Apple öyle. Bu da öyle. Siyasetle doğrudan ilgili olmayan biri bile sandığa gittiğinde karşısında okuma yazmayı az bilenin bile fark edeceği basit bir amblem görecek. Kırmızı bir YENİ. Eğer ona oy vermek istiyorsan karıştırman mümkün değil. Altındaki çizgi de öyle. Yeni anlayışta logo altına çizgi çok değerli ve önemli. Düzen hissi verir, logonun havada kalmasını engeller. Yakın zamana kadar dünyanın en önemli, bilinen ve değerli logosu kimindi!”
“Zannederim Coca-Cola”
“Evet aynen öyle. Coca-Cola bile logosunun altına çizgi çekti. Çizgi logoyu sağlam bastırır. Senin rafine logon sana iyi gelebilir ama doğru logo anlayışı budur. Sana söyleyeyim, ister beğen ister beğenme bu logo çok çok iyi. Yeni ismi de iyi. Sandığa giden seçmen yeni kurulan partinin adını düşünmeyecek. Yeni diye karşısında duracak. Çünkü seçim öncesi zamanı kısıtlı, iletişim olanakları az, paraları pek yok. O zaman en kolay yol milletin ağzındaki adı parti ismi olarak seçmek. Çok doğru seçim.”
“Peki, isimde ve amblemde partinin ilkelerini ve nereden geldiğini hatırlatmak iyi olmaz mıydı?”
“Gerek yok. Gerek olmayan bir şeyi yapmak da iyi değildir. Bu parti kişi partisi. Bu parti Özgür Özel’le özdeşleşti. İmamoğlu falan değil. Bu parti Özel’in senin dediğin her şeyi, ilkeleri, nereden geldiğini falan Özgür Özel temsil ediyor. Detaya gerek yok. Anadolu’daki insan için bizim oğlanın yeni partisi bu. Detaya gerek yok.”
“İsmi aldığını söyleyen başkaları var. Davalık olabilirler.”
“Olsunlar. Daha da iyi. Her yerde konuşulur. Markaya daha olumlu etkisi olur. Gözü karalığı gösterir. Bak arkadaş, AK Parti demek Erdoğan demek. Bu parti de Özgür Özel demek. DSP de Ecevit demekti.”
“İmamoğlu?”
“Yahu ne İmamoğlu’su. Özgür Özel işte. O ne derse o. İmamoğlu derse İmamoğlu olur, Yavaş derse Yavaş olur. Kendini derse kendi olur. Erdoğan demese Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olabilir miydi! Burada da öyle. Yeni Parti ve Özgür Özel çok doğru yolda. Ha şunu da söyleyeyim, Özgür Özel ve Yeni Parti’sine oy verecek herkes de biliyor ki, 3 sene sonra, 5 sene sonra bu ekip yine geldiği kaynağa döner. Ama şu an için bu partinin adı da, logosu da doğru. Bilirsin, genelde sana hak veririm, bakış açını hep farklı ve doğru bulurum ama kusura bakma bu kez yanıldın.”
Bir profesyonelin, dünyanın en önemli markalarından birini yıllarca yönetmiş birinin Yeni Parti ve amblemi ile ilgili fikirleri bunlar.
Belli ki, ben yanılıyorum.
Umarım öyledir.