Ela Rümeysa Cebeci, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda hem kişisel kariyerine hem de yaşadığı süreçlere ilişkin dikkat çeken ifadeler kullandı. Paylaşım kısa sürede sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.
Cebeci, paylaşımında mesleki hayatını kendi emeğiyle inşa ettiğini belirterek, “Liyakatinle, emeğinle, uykusuz gecelerinle; kimseye yaslanmadan kariyerini, itibarını ve hatta hürriyetini kaybedebilirsin” ifadelerini kullandı. Ancak onur ve vicdan vurgusu yapan Cebeci, “Onurunu lekelemediysen gerçek özgürlük hâlâ sendedir” dedi.
Cebeci paylaşımında Sokrates’e atıfta bulunarak, “Haksızlık yapmak, haksızlığa uğramaktan daha acıdır” sözünü kullandı. Haksızlığa uğrayanın yarasını sarabileceğini ancak haksızlık yapanın vicdan yüküyle yaşayacağını ifade etti.
Eski spiker ayrıca “bilgelik ve inanç” üzerine değerlendirmelerde bulunarak, kibirden uzak durulması gerektiğini vurguladı. “Allah hiçbir zihne, hiçbir ideolojiye sığmayacak kadar sonsuzdur. Hakikat, kibirsiz insanlara daha çok görünür” ifadeleriyle paylaşımını sürdürdü.
Tarih boyunca özellikle kadınlar bazen “cadı”, bazen “suçlu”, bazen de yalnızca “tehlikeli” ilan edildi; değişmeyen tek şey, kalabalığın iftiraya olan iştahıydı.
15. ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa’da on binlerce insan cadılık suçlamasıyla yargılandı, işkence gördü, öldürüldü. Ama kurbanların büyük çoğunluğu kadındı.
İçlerinde şifacılar, yalnız yaşayan kadınlar, güçlü bulunan kadınlar, hatta sadece farklı olanlar vardı. Salem Cadı Mahkemeleri’nde insanlar öyle büyük bir histeriye sürüklendi ki, bazıları daha fazla işkence görmemek için işlemedikleri suçları “itiraf” etmek zorunda kaldı. Tarih boyunca en büyük trajediler, kendini ahlaken üstün sanan insanlar tarafından başlatıldı.
İnsanlık asırlardır aynı günahı işliyor: Önce birini insanlıktan çıkarıyor, sonra ona yapılan zulmü meşrulaştırıyor. Ve insanlık ilerlediğini sanıyor. Oysa sadece taşların yerini kelimeler aldı. Bugün meydanlarda ateş yok belki. İnsanlar artık ellerinde meşalelerle ya da taşlarla yürümüyor. Evet, yöntem değişti ama günah aynı kaldı.
Gazete manşetleri, televizyon ekranları, anonim hesaplar, fısıltılar ve klavyeler… Bugünün taşları artık kelimeler, bugünün ateşi ise milyonların aynı anda bir insanın haysiyetine, emeğine, ekmeğine yağdırdığı yargılar. Bir kadına iftira atmak onlar için kolay; zor olan, o geceden sonra bir annenin nasıl uyuduğunu, bir babanın nasıl sustuğunu anlayabilmek.
İnançlı olduğunu söyleyen, vicdandan bahseden insanlar bile bu öfkeli kalabalıkla birlikte hareket edebiliyor. Oysa Kur’an’da, Nur Suresi’nde iftiranın ne büyük bir günah olduğu açıkça anlatılır. Hucurât Suresi’nde ise insanlara, hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylerin peşine düşmemeleri öğütlenir.
Kalabalıklar çoğu zaman hakikati değil, hikâyeyi sever. Ve onların en eski alışkanlığı, anlamadığı kadından korkup onu suçlu ilan etmektir. Tarih, iftiraya uğrayan kadınlarla dolu; ama asıl utanç, onları hiç tanımadan taşlayanlarda kaldı.
Konforlu olan buydu çünkü: Düşünmek yerine inanmak, araştırmak yerine yargılamak, vicdan yerine kalabalığa karışmak, ve en sonunda iftiraya ortak olmayı “haklılık” sanmak… Belki de insanlığın en büyük sınavı buydu. Ve biz bu sınavdan da sınıfta kaldık.
Bir kadını daha “trend topic” yaptık. Engizisyon bu kez dijitaldi.
?????? ?????????????? ???????????? ?????????? ???????? • İ??????????????