Memleketin hangi ücra köşesinden doğduğunun, renginin, boyunun ya da soyunun ne önemi var? Sarışınmış, esmermiş, doğuluymuş, batılıymış ne çıkar?
Yeter ki özü insan olsun, hamuru adaletle yoğrulsun, yüreği bu toprakların insanı için çarpsın.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkına göz diken haramilerin, yoksulun gözyaşı üzerine kurdukları o şatafatlı devri devranlarını yerle bir etse. Haramla beslenenlerin, güce ve makama tapınmayı erdem sayanların, milleti tepeden tırnağa hor görenlerin ve hukuku ayaklar altına alanların o kibir saltanatını başlarına geçirse…
Fakirin rızkını büyütüp yüzünü güldürse; zengine de malın mülkün değil, insan kalabilmenin asıl servet olduğunu hatırlatıp onları yeniden bizlerden eylese.
Merhameti ve sevgiyi, çatlamış kurumuş yüreklere düşen çiğ taneleri gibi berekete dönüştürse. Bu güzelim yurtta tek bir kişiyi bile aç, açıkta, muhtaç ya da kimsesiz bırakmasa…
Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Çerkez ya da Laz demeden, hiç kimseyi "öteki" saymadan ayrımcılığın kökünü kazısa.
İnsana sırf "insan" olduğu için değer veren; kul olmayı değil, hür ve onurlu bir birey olmayı hissettiren adil yasalar inşa etse. Kadının korkmadan yürüdüğü, çocukların neşeyle büyüdüğü, doğanın ve toprağın açgözlülüğe kurban edilmediği, sessiz canların dahi merhamet bulduğu bir düzen kursa.
Cehaleti en büyük karanlık sayıp üzerine yürüse…
Aklı, bilimi ve sanatı baş tacı etse; toprağı tohumla, fabrikayı bacayla, insanı üretimle buluştursa.
Halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyen, koltuk sevdalısı beceriksiz siyasetçileri ve bürokratları o kirli düzenleriyle birlikte tarihin çöplüğüne sürgün etse.
O makamları, memleketin geleceğini; gözleri liyakat ve umutla parıldayan, zihni hür, vicdanı hür pırıl pırıl gençlerin maharetli ellerine emanet etse.
Unutmaya yüz tuttuğumuz o komşuluk hakkını, dürüstlüğü, helal lokmanın kutsallığını ve erdemi yeniden hatırlatsa bize.
Toplumsal ahlakın pusulasını tekrar doğrultup; sevmeyi bir gönül tercihi, saygıyı ise bir arada yaşamanın vazgeçilmez mecburiyeti kılsa.
Kıyamet mi kopar?
Hayır…
"Sadece adalete, sadece huzura ve insanca, başımız dik yaşamaya duyduğumuz bir hasrettir bizimkisi…
Ve o aydınlık günler geldiğinde; bu ülkenin evlatlarına yarından korkmamayı öğretmekten daha ulu ne olabilir ki?”
Vesselam.