15 Ekim 2026’da Bakü’de düzenlenen 7. CICA Zirvesi’nde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesinin egemenliğinden, toprak bütünlüğünden ve uluslararası ilişkilerde çifte standartlardan söz etti.
Aliyev, Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıl boyunca topraklarının işgal altında kaldığını, halkının yurtlarından sürüldüğünü ve ağır acılar yaşadığını anlattı.
Bunlar Azerbaycan halkının hafızasında derin izler bırakan meselelerdir. Bir milletin toprak bütünlüğünü savunması, geçmişte yaşadığı acıları dünyaya anlatması elbette hakkıdır.
Ancak insanın aklına bir soru geliyor: Sayın Aliyev, uluslararası ilişkilerde çifte standartlara karşı çıkarken, kendi ülkenizde özgürlükler ve insan hakları konusunda aynı hassasiyeti gösteriyor musunuz?
Türkiye ile ilgili tek cümle yok!
Zirvedeki konuşmanızda Türkiye’ye özel bir vurgu göremiyoruz. Elbette her konuşmada her ülkenin adını anmak zorunda değilsiniz. Ancak söz konusu Türkiye olduğunda mesele sıradan bir diplomatik ilişkiden ibaret değildir.
Biz Türkiye olarak Azerbaycan’a hiçbir zaman sıradan bir ülke gözüyle bakmadık. Ona kardeş dedik, dost dedik; kanımızdan, canımızdan bildik.
Azerbaycan’ın sevinciyle sevindik, acısıyla üzüldük. Karabağ’ın işgali yıllarında yaşananları unutmadık. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı söz konusu olduğunda kardeşlik duygularımızı hiçbir zaman gizlemedik.
İşte tam da bu nedenle bugün gördüğümüz ve duyduğumuz meseleleri sorgulama hakkımız var.
Kardeşlik, yalnızca güzel sözlerden mi ibarettir? Yoksa yanlış gördüğümüz konularda da birbirimize açıkça konuşabilmek midir?
Başörtüsüne karışma, İsrail’le dostluğuma ses çıkarma mı?
Sayın Aliyev!
Bir tarafta devletlerin iç işlerine karışılmamasını savunuyorsunuz. Diğer tarafta inanç, kıyafet ve yaşam tarzı gibi konularda insanların özgürlükleri tartışma konusu olduğunda aynı ilke nasıl uygulanıyor?
Bir insanın başörtüsüyle, inancıyla, kimliğiyle veya yaşam tarzıyla uğraşılmasına karşı çıkmak neden sorun olsun?
İsrail’le diplomatik ilişkiler kurmanız da elbette Azerbaycan’ın dış politika tercihidir. Türkiye’nin veya başka bir ülkenin her diplomatik tercihinize onay vermesi beklenemez; sizin de eleştirileri düşmanlık olarak görmemeniz gerekir.
Devletlerin egemenliği ne kadar önemliyse insanların onuru ve temel hakları da o kadar önemlidir.
Bir ülke uluslararası alanda kendisi için adalet isterken, kendi vatandaşları için de adaleti ve özgürlüğü gözetmelidir.
Aliyev, bugün hangi düğmeye basıldı?
Sizi bu noktaya getiren nedir? Hangi siyasi hesaplar, hangi bölgesel dengeler, hangi tercihler?
Bunları bilmeden kesin hükümler vermek doğru olmaz. Ancak sorular sormak ve cevap beklemek herkesin hakkıdır.
Halkının gözyaşları üzerine huzur, baskı üzerine özgürlük, ayrımcılık üzerine kardeşlik inşa edilemez.
Sakin olun Sayın Aliyev!
Azerbaycan bizim kardeşimizdir. Kardeşimizin iyiliğini istemek, yanlış gördüğümüzü söylemekten vazgeçmek değildir. Bizim beklentimiz çok açık: İnancına, kimliğine, kıyafetine ve yaşam tarzına bakılmaksızın herkesin özgürce yaşayabildiği bir Azerbaycan.
Bunda ne var? Kimin zoruna gidiyor?
Gerçek güç, insanları susturmakta değil, onların gönlünü kazanmaktadır.
Demir yumruk 30 yıl neredeydi? Bir de işin başka bir boyutu var.
Sayın Aliyev, sık sık “demir yumruk”tan söz ediyorsunuz. Peki, Azerbaycan toprakları yaklaşık 30 yıl işgal altında kalırken o demir yumruk neredeydi?
Bu soruyu sormak, Azerbaycan’ın Karabağ’daki başarısını küçümsemek değildir. Tam tersine, yaşananlardan ders çıkarmak ve gelecekte aynı acıların yaşanmamasını istemektir.
Bugün de Azerbaycan’ın toprakları ve stratejik bölgeleri üzerinde başka ülkelerin hesapları, bölgesel güç mücadeleleri ve nüfuz arayışları bulunabilir. Bu nedenle kalıcı güvenlik yalnızca askerî güçle değil; güçlü diplomasi, sağlam ittifaklar ve halkın devlete duyduğu güvenle sağlanır.
Demir yumruk bir mücadeleyi kazanabilir. Fakat bir ülkenin geleceğini tek başına garanti edemez.
Kardeşlik sözle değil, adaletle ölçülür
Evet, Aliyev kardeş!
Yanlıştan dönün. Halkınızın sesini duyun. Özgürlüklerin önünü açın. İnanç ve yaşam tarzı üzerinden ayrımcılığa izin vermeyin. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik hukukunu da günlük siyasi hesapların gölgesinde bırakmayın.
Devlet adamlığı yalnızca güçlü görünmek değildir. Gerektiğinde eleştiriyi dinlemek, yanlışları düzeltmek ve halkın gönlünü kazanmaktır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ, iki yönetimin günlük söylemlerinden çok daha derindir. Bu bağ, ortak tarihin, fedakârlıkların ve halklarımız arasındaki gönül ilişkisinin eseridir.
Biz Azerbaycan’ın zayıflamasını değil, güçlenmesini istiyoruz. Halkının üzülmesini değil, huzur içinde yaşamasını istiyoruz. Dünyada saygın bir devlet olmasını istediğimiz kadar, kendi vatandaşlarına da saygı gösteren bir ülke olmasını istiyoruz.
Kendinize gelin Sayın Aliyev!
Kardeşlik, eleştireni susturmak değil, eleştirinin içindeki haklı sesi duyabilmektir.
Unutmayın: Hiçbir siyasi makam bir halkın onurundan, hiçbir iktidar insanın temel haklarından daha değerli değildir.
Azerbaycan bizim kardeşimizdir. Kardeşimize susarak değil, doğruları söyleyerek sahip çıkarız.